Home / SİYASİ MAKALELER / FIRAT’IN DOĞUSU VE GÜVENLİ BÖLGE MESELESİ

FIRAT’IN DOĞUSU VE GÜVENLİ BÖLGE MESELESİ

Geçen haftaki “Soçi Mutabakatı’nın Yansımaları” başlıklı yazımızın sonunda,“Netice itibariyle Ankara için İdlib’den ziyade en büyük tehdit Fırat’ın doğusundaki PKK uzantısı PYD-YPG terör örgütlerinin varlığı ve ABD’nin lojistik desteğidir.” ifadesi yer almıştır.

Ankara tamamen bu sıkıntının farkında olmasının sonucudur ki Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN 25 Eylül’de Newyork’ta BM Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmada Fırat Kalkanı, Afrin ve İdlib’de bölgesel askeri operasyonu da kapsayacak şekilde güvenli bölgeleri arttırmaya devam edileceğini dünyaya ilan etmiştir. Bu açıklamanın uluslararası alanlarda tartışmalara yol açabileceğini tahmin etmek zor değil.

Bilindiği gibi Ankara, 2011’de Suriye’de başlayan iç savaşla eş zamanlı hem kendi güvenliği açısından hem de göç dalgasını önlemek amacıyla Suriye ile olan sınırın belirli noktalarında kurulmasını öngördüğü güvenli veya tampon bölge tesis etme arayışları, ABD başta olmak üzere uluslararası camia tarafından sürekli sonuçsuz bırakılmıştır.

Rusya da ABD’nin kontrolünde varlığını sürdüren PYD-PKK örgütlerinin rejim güçleriyle karşı karşıya gelmesini istememektedir. Çünkü bölgede herkesin amaç ve beklentileri birbirinden farklı olmakla birlikte bazı konularda birleşebilmektedirler.

Tampon, güvenli ve özerk bölge kavramları hukuki, terminolojik, içerik ve amaç yönlerinden birbirleriyle farklı anlamlar taşımaktadır.Tampon bölge, güvenliğin sağlanması amacıyla iki devlet arasında hudut boyunca askerlerden arındırılmış bölgedir.Türkiye bu fırsat ve imkanı Suriye ile ilişkileri bozulmadan yakalayabilirdi ve bugün sorunların büyük bir bölümü bertaraf edilmiş olacaktı.

Güvenli Bölge ise BM Güvenlik Konseyi kararıyla belirli bir bölgede insani yardım amacıyla güvenlik önlemlerinin sağlanmış olduğu bir alandır.Bu bağlamda 1991’de Ankara’nın katkısı ve bölgede 5 bin Türk askerinin konuşlandırılmasıyla ABD’nin öncülüğünde alelaceleöngörülen tasarı, BM’nin 688 no.lu kararıyla 36. Paralelin kuzeyi ve 32. Paralelin güneyi önce uçuş yasağı getirildi ve daha sonrayalnız Kürtler için Güvenli Bölge oluşturuldu.

1992’de muhaliflerin Erbil’deki Selahaddin Toplantısı’nın bitiminde dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut ÖZALile İstanbul Harbiye Orduevi’nde görüştüğümüzde Kerkük’ün neden güvenli bölgeye dahil edilmediğini, bu nedenle Türkmenlerin bölgede zayıf düşeceklerinisöylediğimizde Sayın ÖZAL: “Ben Bush ile birebir görüşüyorum. Bu geçici bir durumdur. En fazla 6 ay devam edecek ve eski haline dönecek” yönünde bir ifade kullanmıştır. Güvenli Bölge 13 yıl devam etti ve Saddam sonrası daha da güçlendi. Durum ortadadır. Ankara benzer bir durumun Suriye’de tekrarlanmaması gerektiğinin bilincindedir.

İşte şimdi de ABD,  Suriye’de Türkiye’nin denetimi ve nüfuzu dışında Irak modeline benzer bir yapının oluşturulması için çaba harcamaktadır.

Öte yandan Washington Post gazetesine göre sözde PKK-PYD’liler, ABD’nin bölgede “Uçuşa Yasak Bölge” uygulamasını devreye sokması gerektiğini belirtiyorlar.

Halihazırda Fırat’ın Suriye topraklarına girdiği noktadan itibaren Irak sınırına bitişik 300 km uzanan sınır hattının tümünün ABD himayesinde PKK uzantılı unsurlardan arındırılması sözkonusudur. Ayrıca ABD’nin aynı bölgede 8 havalimanı ve farklı noktalarda askeri üsleri bulunmaktadır.

Türkiye ABD güçleriyle karşı karşıya gelemeyeceğine göre BM’nin 51. maddesinin ülkelere tanıdığı meşru müdafaa hakkını kullanarak ABD güçlerinin olmadığı noktalarda Türk askerini de Afrin ve Azez’de olduğu gibi konuşlandıramaz mı?

Bu sayede Türkiye’deki Suriyelilerin dönebileceği yeni bir alan yaratılacak ve terör sızmaları engellenmiş olacaktır. Ayrıca Türkiye,Suriye’nin toprak bütünlüğü adına Astana sürecindeki tezleri öne sürerek destek alamaz mı?

Nasılsa Türkiye, koridorların birleşmesini engellemiş ve Irak sınırına yapılan operasyonlar ile Kuzey Suriye ile Kuzey Irak arasındaki bağlantıyı da kesmiş durumdadır.

Netice itibariyle Fırat’ın doğusu, önümüzdeki dönemde yalnız Türkiye değil bölge için yeni, sıcak bir krize dönüşmesi ihtimal dahilindedir.

Dr. Cüneyt MENGÜ

cuneyt.mengu@mercanonline.com

Check Also

TÜRKMENLERİN NÜFUSU NEDEN AZ?Fevzi Türker

Yaklaşık 350 milyon nüfusa ve 14 milyon km2 toprağa sahip olan Arap dünyasını oluşturan halkların büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir