Home / ÇALIŞMALAR VE ARAŞTIRMA / IRAK’TA TÜRKMENLERİN YOL HARİTASI ÜZERİNE ÖNERİLER[1]

IRAK’TA TÜRKMENLERİN YOL HARİTASI ÜZERİNE ÖNERİLER[1]

ÖZET

Irak halkları arasında önemli bir konuma sahip olan Türkmen topluluğunun nüfusu kayıtlarda kasıtlı olarak az gösterilmektedir. Ayrıca, Türkmen topluluğu özellikle Saddam sonrası Irak’ın siyasi denkleminin dışında tutulmuş, can ve mal güvenlikleri sağlanamamaktadır.

Bu çalışmada, Türkmen topluluğunun tüm örgüt ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirilerek öncelikli hedef ve stratejileri üzerinde bir konsensus sağlanması için Ulusal Türkmen Kurultayının yapılması ile ilgili önerilerde bulunulmaktadır.

Anahtar kelimeler: Irak Türkmen Topluluğu, Irak Türkmen Kurultayı, Irak Türkmen hedef ve stratejileri,

 ABSTRACT

Turkmen Community which holds an important position in the Iraqi people has purposely  shown less than the actual population in the records.  In addition,  particularly after Saddam, Turkmen Community was excluded   from the political equation and their life and property safety had not been provided.

In this study, in order to reach consensus, we suggest to organise a National Turkmen Congress to unite all Turkmen organisations together and take decisions  on the priority target and strategies.

Key words :  Irak Turkmen Community, Irak Turkmen Strategies, Irak Turkmen Congress, Target of Turkmen Congress.

 GİRİŞ

Irak’ta yeni bir dönemin başlayacağının habercisi olarak;  bu yılın başlarında sansasyonel bir şekilde dünya kamuoyuna duyurulan ABD’nin Irak’tan çekilmesi, bu duyuru ile eşzamanda Irak yönetimi ile diğer gruplar arasında yaşanan kriz sonucunda Al-Irakiye milletvekillerinin Irak Meclisindeki üyeliklerini askıya almaları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Al-Haşemi’nin hakkında çıkartılan tutuklama kararı akabinde Erbil’e sığınması, Irak’ın geleceği ile ilgili önerilen yeni senaryolar ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetiminin etkinliğinin Irak yönetimi üzerindeki etkisinin daha da artması gibi olayların bir biri ardından gelmesi hiçte tesadüfi değildir.

Aslında ABD’nin Irak’tan koşulsuz ve tamamen çekildiğini söyleyemeyiz. Halen Bağdat’ta 1500’den fazla görevlinin çalıştığı Vatikan ülkesi genişliğinde ve dünyanın en geniş büyükelçiliğine sahip olan ABD’nin, mali sebeplerden dolayı bir güç indirimine girdiği çeşitli düşünce ve araştırma merkezleri tarafından ileri sürülmektedir.[2]

Irak’ta cereyan eden bu olup bitenlerin karşısında Irak’ın önemli bir parçası olan ve halen kendilerini iyi bir şekilde hissettiremeyen Türkmenler, bu defa da bu gelişmelere seyirci kalmamalıdırlar. Bu gün Türkmenler iki ana sorunla karşı karşıyadırlar. Birincisi Irak’ta süregelen siyasi denklemin dışında tutulmaları, diğeri ise özellikle işgal sonrası Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin azami derecede tehlike arz etmesidir.

Kısa adı ORSAM olan ve Ankara’da yerleşik düşünce kuruluşunun, 2011 yılının ortalarında “Türkmenlerin Hedefi Var mı?” adı altında düzenlediği panelin başlığına yöneltilen eleştiriler karşısında,  aynı konu ile ilgili olarak düzenlenen ikinci panelin üst başlığı “Türkmenlerin Hedefi Ne Olmalı ?” şeklinde değiştirilmiş ve gerçekten hem doğru hem anlamlı bir seçim yapılmıştır. Türkmenlerin bir hedefleri olmasa idi çeşitli dönemlerde maruz kalınan sıkıntılar, göçe zorlanmalar, tutuklanmalar, işkenceye tabii tutulmalar, katliamlar ve şehitlerimiz nasıl izah edilebilir? Kanımca sorgulanan konu Türkmenlerin hedefi değil, aralarında söylem birliğinin olup olmadığı hususudur. Neticede her iki toplantıda katılımcılar arasında Türkmenler üzerinde uygulanan baskılar ve sorunları ile ilgili fikir birliği sağlanmasına karşın, Türkmen siyasi mücadele stratejileri ve ideoloji gibi meselelerde farklı yaklaşımlar ileri sürülmüştür. Yani burada varılan sonuç Türkmenler arasında söylem birliğinin var olmamasıdır ve her iki üst başlığın da amaç itibariyle doğruluğu ortaya çıkmıştır.

Bu itibarla söylem birliğinin temini ve Türkmenlerin yaşamsal stratejilerinin tayin edilmesi amacıyla; Türkmen toplumu zaman kaybetmeden ve daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim üzere, Irak içinde ve dışında faaliyet gösteren siyasi parti, Sivil Toplum Örgütleri temsilcileri ve kanaat önderlerinin katılımı ile 3. Türkmen Kurultayı benzeri bir Türkmen Ulusal Kongresinin yapılması uygun olacaktır.

[3] Her ne kadar kuruluş amacından kısmen uzaklaşmış olsa da ITC, bu kurultayın organizasyonu ile ilgili öncülük yapma imkanına sahiptir.

 Bu çalışmada Türkmen meselesi ile ilgili tarihsel olaylar irdelenerek ve tespit edilen sonuçlar doğrultusunda Türkmen toplumunun ideolojik, politik, sosyo-kültürel ve ekonomik stratejileri hakkında sorgulamalara yanıtlar aranmış ve önerilerde bulunulmaktadır. Bu da;

—Ulusal Türkmen Meclisinin Kurulması,

—Hedef-Lider, Türkmenlerin Hedefi Ne Olmalı?

—İdeolojik-Politik ve Güvenlik Meselesi,

—Nüfus Meselesi,

—Öncelikli Diğer Stratejiler olmak üzere beş ana başlıkta toplanmıştır.

  1. ULUSAL TÜRKMEN MECLİSİNİN KURULMASI

İster Irak içinde veya dışında faaliyet gösteren tüm parti, dernek, STK temsilcileri ayrıca Türkmen şahsiyet ve kanaat önderlerinin Bağdat veya uygun görülecek başka bir şehirde organize edilecek Ulusal Kurultayda (Kongre)  bir araya gelmelerinin sağlanması ve bunun için parti temsilcilerinden oluşan bir hazırlık komisyonunun acilen kurulması gerekmektedir.

Bu kongrede;

Ulusal Türkmen Meclis Tüzüğü Tasarısı hazırlanarak üzerinde mutabakata varılması,

[4] Ulusal Türkmen Meclisinin kurulması,

– Türkmenlerin bu günü ve geleceği ile ilgili birinci hedef ve stratejileri konularında yol       haritası üzerinde konsensüsün sağlanması,

Türkmen İstişare Kurulunun seçilmesi,

Türkmenleri her türlü mahfilde temsil edecek akredite heyeti istişare kurulu tarafından seçilmesi veya atanması

uygun olacaktır.

2.HEDEF –LİDER

Hedef,  ister bireysel (mikro) ister toplumsal (makro) açıdan bakıldığında varılmak istenilen gaye veya maksat olarak ifade edilebilir. Konumuz makro yönden incelendiğine göre, bireyleri birbirine bağlayan ortak düşünce ve yaşam felsefesi olarak tanımlanabilir. Bunun içindir ki hedefi olmayan toplum erimeye mahkûmdur.

Bir toplumun benimsediği mega birincil hedefine, mutlaka toplumsal yönden etkisi olan ikincil hedefler hizmet eder. Gaye, varlığın korunması ve daha iyi koşullarda yaşamını devam ettirmesidir. Meseleye sosyolojik açıdan bakıldığında ilkel (durağan) toplumun hedefi mevcut durumunu olduğu gibi korumak; dinamik toplumun ise mevcut durumunu değiştirmek ve değişim sağlamaktır.

            Bazen toplum fertlerinin akıllarında saklı olan hedef veya ideallerin gerçekleşmesi yolundaki girişimler birbirinden farklılıklar arz etmektedir. Bir toplumun hedefi öncelikle sahip olduğu güçle orantılı olmalıdır. İkinci olarak hedefin gerçekleştirilmesi amacıyla karşılaşılacak risk oranının analizidir. Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” adlı eserinde[5]; toplumun sahip olduğu gücün sabit veriler ile potansiyel verilerin toplamı olarak ifade edilmektedir.

Sabit veriler tarih, coğrafya, nüfus, gelenek ve sosyo-kültür;  potansiyel veriler ise toplumun ekonomik varlığı, sahip olduğu enformasyon teknolojisi, ulusal ve uluslararası temsil yeteneği, ulusal ve uluslararası medya üzerindeki hakimiyeti, uluslar arası ilişkileri, inanç, fedakarlık, direnç ve direniş kapasitesi gibi verilerden oluşmaktadır.

Risk meselesine gelince, kanımca toplumun var olan gücünün sorumluluk hissi, basiretli ve ufuk genişliği yönünde doğru şekilde kullanılması önem arz etmektedir.

            Tarih sayfalarına bakıldığında devletlerin ve toplulukların hedeflerini gerçekleştirmek veya sorunlarını çözümlendirmek için çoğu zaman kaba kuvvete başvurulduğu,  ancak medyatik siyasi ve mali gücü yüksek kapasiteye sahip olanlar, amaçlarını çeşitli siyasi oyunlarla sağlamaktadırlar. Bunun en bariz örneği ise Musevi topluluğu ve İsrail’dir. Geçmiş ve yakın tarih, basiret kullanılan veya kullanılmayan durumlarda toplumu mutluluğa veya felakete götüren örneklerle doludur ve bu olaylardan alınacak çok dersler vardır. İşte bu aşamada toplum liderlerinin veya yönetici kadrolarının toplum yaşamını onurlu bir şekilde idare etmelerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Günümüzde Türkmen toplumunun tüm kesimleri tarafından kabul edilir bir liderin gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

2.1. TÜRKMEN LİDERİ

1980 Irak – İran Savaşının başlamasıyla Türkmenler, siyasi ve sosyal tarihlerinin en zor günleri ile karşı karşıya kalmışlardır. 1990 İkinci Körfez Savaşından sonra bir Türkmen liderinin ortaya çıkmasına ihtiyaç duyuldu. Ancak liderlik konusunda bir kavram kargaşası yaşandı. Acizlikten, söylem birliği yokluğundan veya diğer sebeplerden dolayı her parti veya sivil toplum kuruluşu başkanları kendilerini lider olarak görmeye başladılar.

            Bilindiği gibi bir parti başkanı veya STK örgütü başkanı olmak, bir organizasyon gereğidir ve bazen de lider olabilmek için bir aşamadır. Öte yandan bu keyfiyet ile liderlik karıştırılmamalıdır. Türkmen toplumunun içinde bulunduğu durum doğrultusunda üzerinde ittifak edilmiş bir lider zaruridir ve böyle bir seçimin şu anda mümkün olmaması halinde bu görevin geçici olarak Türkmen Akreditasyon Kuruluna verilmesi uygun olacaktır.

Yine liderlik ile ilgili olarak; zaman zaman perde arkası liderliğine soyunan, başkalarının sırtından ucuz kahramanlık yapan, kişisel menfaat peşinde olan ve kaçak güreş yapanlara dikkat edilmeli ve mani olunmalıdır. Türkmen lideri olarak;  dürüst, idealist, imanlı, inançlı, mefkûresine sadık, yukarıda izah edildiği üzere Türkmenlerin gücünü ve risklerini iyi bir şekilde etüt edebilecek yeteneğe sahip bir kişi bu şanlı ve onurlu hizmete talip olmalıdır.

2.2. TÜRKMENLERİN BİRİNCİL HEDEFİ NE OLMALI?

Türkmenlerin Irak’taki siyasi denklemin içinde 4. taraf olarak yer alabilmeleri için mutlaka 3. büyük etnik unsur olarak Irak Anayasasında yer almaları gerekmektedir.

[6] İkincisi ise Türkmeneli bölgesinin kalkınması için Irak bütçesinin %6’sının Türkmeneli bölgesinin imar ve kalkınması için Türkmenlere tahsis edilmeli ve bu bütçenin Irak’ın ilgili makamlarının denetiminde olmalıdır. Bu iki hedefin gerçekleştirilmesi için Türkmen Meclisi tarafından kurulacak Türkmen Akredite Konseyinin harekete geçmesi ve ister Irak içinde veya dışında Türkmen dostları ve Sivil Toplum Kuruluşları ister Irak içinde ister dışında destek yollarını aramalıdır.

3.TÜRKMENLERİN İDEOLOJİK VE GÜVENLİK MESELESİ

Türkmen siyasetçi ve yazarların büyük bir bölümü,  geçmişten günümüze kadar üniter bir Irak’ın bölünmez toprak bütünlüğünü, siyasi mücadelede barışçı yolu seçtiklerini ve kaba kuvveti reddettikleri görüşünü savunmuşlar ve halen de savunmaktadırlar.

Bu görüşe karşı olmamakla birlikte tarihi nedenlerden dolayı ve işgal sonrasındaki şartlar incelendiğinde bazı düzeltmelerin yapılmasının yararlı olduğunu görmekteyim. Türkmenlerin siyasi mücadelede barışçı yolu seçmesi ile ilgili olarak önlerine birkaç alternatif sunulmadığı gibi, 450 yılı aşkın bir süredir devam eden klasik Türkmen aşiret sisteminin tasfiyesi etkili olmuştur. Şöyle ki;  1127–1508 yılları arasında Türkmen aşiretleri, özellikle Irak’ın kuzeyinde emirlikler kurmuşlardır.

[7] Ancak Osmanlı idaresi, 1402 Ankara Meydan Muharebesindeki yenilgi neticesinde aldığı derslerin başında,  emirlik veya devlet kurma eğilimi olan aşiretlerin çözülmesine

[8],  böyle bir eğilimi olmayanların ise devlete asker gönderme ve vergi ödemek şartı ile aşiret sisteminin devamına müsaade edilmiştir. Böylece dağılan aşiretler farklı isimler altında devam etmişse de klasik bir yapıya sahip Türkmen Aşiret sistemi tarih sahnesinden silinmiştir. Genelde Türk aşiretlerinin diğer uluslardan farklı, kendine özgü yasaları ve özellikleri vardır.

Ünlü Türkolog Roux

[9] Türkmen aşiretleriyle ilgili olarak önderleri tartışılmaz bir otoriteye sahip, fertlerinde yüksek onur, verilen söze sadık kalmak, ırkçılıktan uzak oluş, gözü peklik, üste kesin itaat, askeri anlayış, bilim ve sanat sevgisi, din alanında bitmek tükenmek bilmeyen bir merak, hoşgörü ve tasavvuf merakı bulunduğundan bahsetmiştir. Bu özelliklerin diğer ulus aşiretlerinden ayırt edici yönü ve farklılıkları ünlü Iraklı sosyolog Ali Wardi’nin eserlerinde açıkça görülmektedir.

[10] Türkmen aşiretlerinin o dönemlerdeki durumu, özellikle Akkoyunlu ve Karakoyunlu dönemlerinde cereyan eden tarihi olaylar incelendiğinde bu konu daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Bu tasfiye süreci, Osmanlı İdaresinde yürürlülükte olan Nizami Alem gereği aşiretler üzerinde, özellikle Kanuni’nin 1534 tarihinde Irak’ın Osmanlı topraklarına katılması ile Türkmen Aşiretlerinin klasik yapısı sona ermiştir.

[11] Bunun sonucu olarak günümüzde Irak’taki Türkmen Aşiretleri, o dönemdeki aşiret yapısına ve özelliklerine tamamen sahip olmadığı söylenebilir.

[12] Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile İngilizlerin hâkimiyeti altına giren Irak’ta, düzenin sağlanması ve böl-yönet politikası gereği, ayakta kalan aşiretlerin güçlendirilmesi için İngilizler tarafından özel kanunlar çıkarılmıştır. Irak kurulduğu 1922 tarihinden 1958 yılına kadar biri köy diğeri şehir olmak üzere iki sistem ile yönetilmiştir.

[13] Bundan da öncelikle Kürt ve Arap aşiretleri yararlanmış, bu gün Kuzey Irak’ta halen meşruiyetlerini aşiret yapısına dayalı sosyo-kültürel özelliklerinden alan öncüler, en iyi organize olmuş aşiretler ittifakının liderleridirler. Irak gibi gelişmekte olan toplumlarda güçlü örgütsel organizasyonlar aşiret yapısına alternatiftir. Ancak son zamanlarda Türkmen aşiretlerinin örgütlenmesiyle ilgili yeniden yapılandırma çalışmalarının yararlı olacağı kanısındayım.

[14] Irak’ın toprak bütünlüğü meselesine gelince, bu gün kanımca Türkmenler dışında bu prensibi savunan hemen hemen kimse kalmamıştır. Diyale, Selahattin ve Ambar vilayetleri bile federasyon talebinde bulunmaktadırlar. Bundan yaklaşık 13 yıl önce Araştırmacı Yazar Acar Okan bir yazısında, Türkmenlerin sadık vatandaşlığının kıymetinin ne Irak diktatörlerince ne de demokrasiyi savunan Iraklı gruplar tarafından takdir edilmediğini ifade etmiştir.

[15] Her ne kadar Irak’ın ve Ortadoğu’daki tüm ülkelerin üniter yapısı ve toprak bütünlüğü, halkları için hem önemli hem de her alanda güç arz ediyorsa da,  BOP’un ve Arap Baharının nihai hedefi ise ister federatif ister daha farklı yönden bu ülkelerin bölünmesidir.

Açıkça söylemek gerekirse dünya hızlı bir değişimle karşı karşıyadır. Bu itibarla,    her şeyden önce Irak’ın demografik yapısına göre Türkmenlerin Irak anayasasında 3. asıl etnik unsur olarak yer alması ve Türkmenlerin geleceği ile ilgili olarak birincil hedeflerin tespit edilmesi gerekmektedir. Halen yürürlükteki sıkıntılı Irak Anayasası’nın 125. maddesi başta olmak üzere, ilgili diğer maddelerden de yararlanılarak tarafımdan hazırlanan taslağın ana hatları aşağıdaki gibidir:

Türkmeneli bölgesinin tamamı için legal özerklik,

Kerkük için ise legal özerklik dahilinde özel statü,

Kerkük sınırının  yeniden çizilmesi

Kerkük’te otoritenin üç etnik yapı arasında eşit bir şekilde dağıtılması ve bu hususta Irak Meclisi’nin almış olduğu kararın yürürlüğe girmesi,

Yine Kerkük ile ilgili BM temsilcilerinin yapmış oldukları çalışmaların değerlendirilmesi

konuları üzerinde,  yapılacak olan Kurultay’da, detaylı bir şekilde çalışmaların yapılması gerekli olacaktır.

[16] Şu ana kadar Türkmenlerin savunduğu; Irak’ın sadık vatandaşları olmak, mezhep ve bölge farklılıklarını reddetmek, diğer Iraklı gruplarla iyi ilişkiler içinde olmak ve sorunların devlet eliyle barışçıl yollarla çözümlenmesi,  diğer herhangi bir Irak vatandaşının da savunması gereken düşünceler değil midir?

Diğer taraftan 5. kısımda görüleceği gibi ana dilde eğitim, Türkmen kadını ve Türkmen çiftçilerin önemi öncelikli ideolojik stratejilerin içinde yer almalıdır.

Türkmenlerin güvenlik meselesine gelince, Türkmenler yaşam sürecinin devletin teminatı altında olduğuna inanmaktadırlar.

Bu da yine geçen yüzyılların alışa gelmiş yaşam sürecinin sonucu olarak süregelen, izlenen aynı ideolojinin devamıdır. Her ne kadar Iraklı Türkmenler, Irak’ta her zaman istikrar ve barış ortamının sağlanmasından yana olmalarına rağmen, diğer bölgelerde etnik veya mezhep temelli sosyo-kültürel özelliklerden oluşan aşiret yapılarına dayalı milis kuvvetlerin alternatif güçler olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Türkmenler dışında Kuzeyde Kürtler tamamen, diğer bölgelerde ise Şii ve Sünni Araplar kısmen güvenlik sorunlarını hemen hemen çözmüşlerdir. ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından,  Kerkük şehri başta olmak üzere tüm şehirlerde Türkmenlerin can ve mal güvenliği hayati sorun olmaya başlamıştır.

Son üç yıl içerisinde hayli artış gösteren suikastlar,  fidye karşılığı kaçırmalar durumu çok vahim hale getirmiştir.

Meselenin başka yönlere çekilmek istendiği,  bu durum karşısında bir yandan merkezi hükümetin aciz içinde olduğu ve diğer yandan Kerkük’teki güvenlik güçlerinin yetersizliği düşündürücüdür.

Önümüzdeki günlerde düzenlenmesi kararlaştırılan Kurultayda katılımcıların bu sorun ile ilgili çözüm arayışında olmaları zorunluluk arz etmektedir. Ebette sunulacak bir dizi öneriler yanında, bizim önerimiz Türkmenlerin Irak hükümetinin onayı ile bir güvenlik gücü kurabilme imkânının araştırılmasıdır. Yoksa Türkmenlerin can güvenliği özel güvenlik şirketleri aracılığı ile mi sağlanmalıdır? Bunların hiçbirisi gerçekleşmediği takdirde Kerkük’te mevcut Irak silahlı güçlerinin yanı sıra tüm milis güçlerin çekilmesini ve yerine geçici bir dönem için güvenliğin sağlanması açısından uluslar arası güçlerin yardımcı olması talep edilmelidir.

[17]NÜFUS MESELESİ 

Türkmenlerin nüfus meselesine gelince, 1957 nüfus sayımı dışında, Irak’ta sağlıklı bir sayım yapılmadığı için Türkmenlerin sayısı hakkında çeşitli iddialar ve tahminlerde bulunulmaktadır. Kimine göre Türkmenlerin Irak’ın toplam nüfusunun %10 una,  kimine göre %6, hatta bazılarına göre ki,  insaf ve vicdana sığmadığı gibi maksatlı bir şekilde, %1oranında olduğu ileri sürülmektedirler.

           Türkmenlerin sayısı hakkında iki önemli hususun altını çizmekte yarar vardır. İlki Lozan görüşmelerinin ardından bir İngiliz politikası ve stratejisi gereği, Irak’ta Türkmenlerin sayıları düşük ve önemsiz bir azınlık olarak sürekli gösterilmeye çalışılmıştır. İkincisi ise, Türkmenlerin meşru haklarının elde edilmesinde nüfus meselesi sorun olmamalı ve ayrıca nüfus oranına da bağlanmamalıdır.[18] Türkmen nüfusu meselesine tarihsel yönden özetle bakıldığında Lozan müzakereleri sırasında Lord Curzon bölgedeki halkın kültürel seviyesini bahane ederek İsmet Paşa tarafından önerilen referandumun yapılmasına karşı çıkmıştır. Saddam döneminde ise 11.Mart.1970 Beyannamesi kapsamında Kerkük‘ün geleceği ile ilgili aynı yıl tekrarlanan referandum konusuna, bu defa hem Saddam hem de Molla Mustafa Barzani karşı çıkmışlardır. Her iki referandum zamanında yapılmış olsa idi, Kerkük Türkmen şehri olarak tescil edilecekti. Ancak 2003 yılından sonra meydana gelen illegal nüfus kaydırmalarının ardından Kerkük’ün geleceği ile ilgili referandumun yapılması ne kadar gerçekçi olacaktır.

İngilizlerin direktifleri sonucunda, yine Türkmenlerin önemsiz bir azınlık olduklarını vurgulamak amacıyla,  22.Ocak.1932 tarihinde Cemiyeti Akvam (Milletler Cemiyeti) tarafından deklarasyon mahiyetinde hazırlanan rapor olduğu gibi Irak Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve 30.Mayıs.1932 tarihinde yayınlanmıştır. Deklarasyonun 9. maddesinde Türkmen bölgeleri yalnız Kerkük ve Kıfri olarak sınırlandırmış ve bu iki bölgede çoğunluğu Türkmenlerin oluşturduğuna işaret edilmesine rağmen,  Arapça yanında Türkçe ve Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan Kürtlerle ilgili olarak aynı deklarasyonda Musul, Süleymaniye, Erbil ve Kerkük de dahil edilerek Kürtçenin resmi dil olarak kullanılmasını garanti eder ifadesi kullanılmıştır. Yani çifte standart!

 Yukarıda görüldüğü gibi Türkmenlerin nüfusunu düşük göstermek amacıyla, Türkmeneli bölgesi,  bir şehir bir ilçe olarak yalnız iki noktada sınırlandırılmış, diğer bölgeler, örneğin; Telafer,  Musul’daki köyler, Erbil, Altınköprü, Bayat köyleri vs. deklarasyon içine dahil edilmemiştir. Diğer önemli bir husus ise; birinde lisan kullanılmasına işaret ediliyor, diğerinde ise lisan kullanılmasının garanti altına alınması vurgulanıyor.

1947 sayımının orijinal bir nüshası elimde bulunmaktadır. Söz konusu sayımda her ne kadar milliyet hanesi yer almamasına rağmen, Kerkük ile ilgili bölümdeki dağılım ve mahalle isimleri, Kerkük şehrinin katkısız bir Türkmen şehri olduğunu açıkça göstermektedir. 1957 nüfus sayımı esas alındığında, Türkmen nüfusunun Irak’ın toplam nüfusunun  %9’nun üstünde olduğu görülmektedir.

 Yıl 1992,  INC Irak Muhaliflerince Erbil’in Selahattin kasabasında yapılan toplantılarının bitiminde,  organların kurulması için Irak’ın etnik ve mezhepsel yönden Irak nüfusunun dağılımı tartışma konusu olmuştur. Türkmen temsilcileri nüfuslarının % 10 olduğunu iddia ve talep ederken, Iraklı diğer gruplarca kabul edilen % 6 oranı esas alınarak 9 kişiden oluşan INC’nin yürütme meclisinde Türkmenleri temsilen 1 kişi yer almıştır.

[19] Daha sonraki Irak muhaliflerince düzenlenen tüm toplantılarda aynı oran alınmıştır. 1999 yılının sonlarında ABD tarafından yayınlanan bir raporda Irak’taki nüfus dağılımı içinde Türkmenler % 1 olarak gösterilmiştir. Bu iddia ile ilgili INC’nin 1999 Eylül ayında New York’ta yapılan toplantısında bu raporun yanlışlığı ile ilgili olarak tarafımca kaleme alınan “Türkmenlerin Nüfus Meselesi ve ABD Raporu Üzerine Eleştiriler” başlığı altında El-Hayat gazetesinde yayınlanan yazım; o zaman Irak Dosyası sorumlusu ve bugün ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan Francis Ricciardone’ye  sunulduğunda bu raporun gözden geçirileceği cevabı alınmıştır.

[20] Türkmenlerin bu toplantıda başkanlık divanı üyeliğine alınmaları KDP vetosuna takılmıştır. Ancak INC’nin meclis başkanlığı görevi Türkmenlere tevdi edilmiştir.

[21] 2002 yılının sonlarında Irak muhalefetinin Londra Toplantısında 65 kişiden oluşturulan koordinasyon konseyinin yine aynı oran dikkate alınarak 5 üyesi Türkmen temsilcileri olmuştur.

[22] Bu % 6 oranının Saddam sonrası Irak’ta unsurlar arasındaki paylaşım kapsamında aynen devam etmemesinin başlıca nedenleri arasında, daha önceki yazılarımda belirtildiği gibi 1 Mart Tezkeresi’nin sonucu ve ABD Başkanı Bush’un temsilcisi Zalmay Halilzad’ın cevapsız kalan önerisi etkili olmuştur. Bu gün Türkmenler Irak’taki paylaşım sisteminde en az % 6 oranında bir pay almalıdır ve her Türkmen ailesinin en az 5 çocuğa sahip olması gerektiği Üçüncü Türkmen Kurultayı’nda bu kitabın yazarı tarafından 2003 yılında önerilmiştir

  1. DİĞER STRATEJİLER

    5.1. Dil  –  Coğrafya

    Türkmeneli bölgeleri demografik bir baskı altındadır. Türkmeneli bölgelerinin konumu, durumu ve yerleşim dağılımı Türkmen meclisinin öncelikli konuları arasında yer almalıdır.

    Türkmenler, Türkmeneli bölgesinin coğrafyasına sahip çıkmalıdır, dil ise coğrafyanın şah damarıdır. Dilini koruyabilen toplumların ebediyen yok edilemediğini görüyoruz. Bir toplum için ana dilin yanında ikinci hatta üçüncü dili öğrenmek ise zenginliktir, ancak ana dilini bilmeyen her şeyini kaybetmeye mahkumdur. Türkmen Meclisi hem dil, hem de coğrafya konularında aşırı hassasiyet göstermelidir. Bu siyasi mücadele ve davanın mevcudiyeti dil ve coğrafya birliği ile mümkündür.

5.2. Telafer –Tuzhurmatu

Bu iki önemli ilçenin vilayet olabilme kriterlerine haiz olmalarına rağmen, şu ana kadar vilayet olamamalarının sorgulanması gerekmez mi? Türkmen Meclisi, gerekli projeksiyonların hazırlanması çalışmalarını acilen başlatmalı ve bu iki ilçenin vilayet olmasının yalnız Türkmenler için değil Irak’ın geleceği açısından önemli olduğu Irak halkına anlatılmalıdır.

 5.3. Türkmen Kadını

Türkmen toplumunda öteden beri kadınların saygın bir yeri vardır. Kadın aile ve toplum arasında çok hassas bir köprü görevini yerine getirdiğine göre, ekonomik ve sosyal sistemin işleyişine sağlayacağı katkının da, kabul edilmesi gerektiği bir gerçektir. Gelişmekte olan toplumların sosyo-ekonomik yönden geri kalmasının nedenleri arasında,  kadınlara karşı sergilenen ihmal ve göz ardı edilmelerinin etkisi büyüktür.

 Türkmen Meclisi, Türkmen kadının ulvi annelik görevinin yanı sıra, özellikle eğitim ve öğretim alanında eşit fırsatlara sahip olmasını ve toplum hayatının her alanında aktif bir şekilde yer almalarını teşvik etmelidir.

5.4. Çiftçilerin Yeri ve Önemi

Geçimini toprağı ekerek sağlayan çiftçiler, toplumun bel kemiğidir. Çiftçiler ister kendilerine ait topraklarda,  isterse başkalarına ait topraklarda olsun, her iki durumda da üretkendirler. Aynı zamanda toprağa olan bağlılıklarından ötürü coğrafyaya da sahip çıkmaktadırlar.

Türkmen toprakları, içinde yaşadığımız coğrafyanın özellikleri nedeniyle tarıma elverişlidir. Böylece çiftçiliğin ve tarım faaliyetlerinin, Türkmeneli ve Irak ekonomisindeki yeri ve önemi büyüktür. Bir toplum, çiftçilere ve tarım topraklarına nasıl davranılması gerektiğini, ne tür iyileştirme ve politikalar güderse daha fayda sağlanacağını bilmesi durumunda, ilerleme ve gelişme yolunda büyük adımlar atmış olacaktır.

Bu nedenle Türkmen Meclisi çiftçilerin ihtiyaçlarını karşılama yolunda ulusal veya uluslararası kalkınma ajansları nezdinde devreye girmeli ve gerekli desteği sağlama yollarını aramalıdır.

  5.5. Eğitim

Eğitim,  bireylerin düşünme kabiliyetlerini ve yaratıcılık kapasitelerini arttıran en önemli faktördür. Bilindiği gibi eğitim amaçla başlar, öğretme-öğrenme çalışmaları ile devam eder ve değerlendirme ile son bulur. Sürece bu yönden bakıldığında, amaç ve öğrenmenin sağlam esaslar üzerinde kurulması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Türkmeneli bölgelerinde eğitim sistemi;  sadece belli konularda öğrencilere bilgi yüklemek değil, bilgi, beceri ve değer sistemi ile kendisine güveni tam,  toprağa,  insanlara ve çevreye saygılı ve yüce ideallere sahip olacak şekilde düzenlenmelidir. Eğitim ile ilgili geniş çaplı bir kadronun hazırlanması ve proje bazında yapılmasının gerekli olduğu görülmektedir.

Bu konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kalkınma ajansları ve BM’ın Eğitim kurumlarından destek alınabilir.

5.6. Türkmenlerin Irak’ta Etnik ve Dini Mezheplere Bakışı

Türkmenler,  Irak devletinin kurulduğu tarihten itibaren Irak’ta yaşayan tüm topluluklara saygılı olmuş ve bir topluluğun diğeri üzerinde hâkimiyet kurmasını sürekli reddetmişlerdir.

Türkmenler Irak devletinin bekası ve gelişmesi için devamlı çaba göstermişlerdir. Türkmenler Sünni ve Şii mezheplerinden oluşmakta ve kesinlikle aralarında herhangi bir ayrışma olmadığı gibi,  Araplar arasındaki mezhepsel farklılığa da eşit gözle bakmaktadırlar.

Arap milleti ile uzun yıllar aynı coğrafyada yaşayan Türkmenler inanç ve düşünce birliği içinde olduğu Arap kültür ve edebiyatını paylaştığı kadar, Türk kültürünü de benimsemiştir. Bu paylaşım her iki toplumun kültür değerlerine zenginlik katmış ve tüm Arap Dünyası ile halen bir köprü görevi de yapmaktadır.

Türkmenler, Irak’taki Kürt halkına herhangi bir kin ve nefret beslemedikleri gibi kazanımlarına karşı çıkmamış ve Kürt halkı ile hiç bir sorunları olmamıştır. Ancak Kürt yöneticilerinden Türkmenlerin de meşru haklarına riayet etmeleri gerekmektedir. Türkmenler aynı hassasiyeti Kıldo Asurilerine de göstermektedirler.

5.7. Ekonomik Durum

Türkmen toplumu, Irak devletinin kurulduğu günden bu yana Irak’ın gelişmesi ve kalkınmasıyla ilgili olarak ekonomik durum başta olmak üzere diğer alanlarda da vatandaşlık görevinin bilincinde olmuş ve yasa dışı hareketlerin dışında kalmıştır.

Bilindiği gibi dünyanın birçok demokratik ülkesinde yürürlükte olan sistemlerde insanlar; din, mezhep, renk ve milliyetlerine bakılmaksızın eşit haklara sahiptirler ve iktisadi alanlarda faaliyet göstermeleri için devletin teminatı altında özgürdürler. Ancak Türkmenler Saddam rejimi döneminde ve özellikle (1980–2003) yılları arasında dünyada benzerine rastlanmayan bir baskıya tabii tutuldular.

Saddam rejimi döneminde Irak’ın petrole dayalı ekonomisi, özellikle 1972 Dünya petrol krizinden itibaren, üretimi ve ihracatından elde edilen astronomik gelirinin büyük bölümünü harp sanayine kullanmıştır. 1980’lerde 60 milyon doları aşan GSMH’si 1990’dan sonra 10 milyona düşmüştür. İlki 1980 yılında başlatılan Iran savaşı,  diğeri ise 1990 Kuveyt’in işgali sonucu gerçekleşen bu iki savaşın, tüm Iraklılar için yarattığı büyük sıkıntılara ek olarak Türkmenler üzerinde ne insafa, ne adalete, ne de insanlık kavramına sığmayan uygulamalara bu rejim tarafından geçilmiştir. Bunlar;

 * Bir Türkmen’in diğer bir Türkmen’e gayrı menkul satış yasağı,

 * Bir Türkmen’in kendi adına iş yeri açma yasağı,

 * Bir Türkmen’in ağır vasıta satın alım yasağı,

 * Bunların dışında diğer ekonomik faaliyetler ise, emniyet ve muhaberatın iznine tabii tutulmuştur.

 Türkmen Meclisi, eski rejim tarafından uygulanan bu insafsız politika sonucu zarar gören Türkmenlerin zararlarının tazmin edilmesi için bir çalışma başlatmalıdır.

Diğer taraftan 1991 yılında BM kontrolü altındaki Kuzey Irak’ta ihdas edilen 36. paralel veya güvenli bölgeye, petrol satışlarından % 13’lere varan miktarda bütçe tahsis edilmiştir. Bilindiği gibi bu oran Saddam sonrası %17’lere yükseltilmiş ve bu da şu anda en kötü ihtimalle 10 Milyar Dolar demektir.

[23]  O dönemde BM tarafından güvenli bölge için tahsis edilen yardım paketi tüm kesimler için yararlanması gerekirken ancak ITC’nın tesis ettiği ciddi mahiyetteki kuruluşlar bu yardımlardan yararlanamamış, sadece Türkmeneli Vakfı tarafından destek görmüştür.

  1. yüzyılın sonlarına doğru Dünyada çok hızlı bir değişimin yaşandığı görülmektedir. STK ülkelerin kalkınması için çeşitli alanlarda projeler üretmektedirler. Bu düşünce paralelinde İstanbul’da yerleşik Türkmeneli İş Adamları Derneği tarafından yıllar önce hazırlanan ve çeşitli nedenlerden dolayı sonuç alınamayan ekonomik projenin ana hatları, yine Türkmen Meclisinin takdirlerine sunulacaktır.

Saddam sonrası Türkmeneli Bölgesi ve özellikle Kerkük’te işsizlik ve hizmet eksikliği göze çarpmakta ve ne yazık ki bu durum hala devam etmektedir. Her ne kadar bu durum,  rejim değişikliğinden sonra Irak’ın bazı bölgeleri için geçerliyse de, ancak bazı bölgeler için farklılık arz etmektedir. Bu bölge ile diğer Irak vilayetleri arasında ekonomik ve yatırımlar açısından büyük farklar görülmektedir.

 Tarihi ve aynı zamanda milli bir servet olan Kerkük Kalesi, Saddam döneminde hunharca bir yıkıma maruz kalmıştır. İnsanlık ayıbı olan bu olay Saddam döneminin en onarılması güç olan tahriplerinin başında gelmektedir.

Türkmeneli Bölgesi’ndeki Türkmenler; gitgide geri kalmışlığa,  fakirlik ve sefalete sürüklenmektedir. Bölgeyi yatırımlarla kalkındırmak ve insanlarını sağlıklı yaşam seviyesine kavuşturmak, öncelikli stratejilerimiz arasında yer almalıdır.

Kerkük’te kalkınmanın teşviki için bunun altyapısını hazırlamak gerekmektedir. Bu da kaynak temini ile mümkün olabilir. Kaynak temini ise;

–  Irak’ta yürürlülükte olan 2006–16 No.lu kanun maddesinin, aynen etkinleştirilmesi,

 – Yurt içi ve yurt dışı Bankalar nezdinde kredi imkânlarının araştırılması,

 -Irak hükümetinin bütçeden tahsis edeceği %6’lık payın kullanılmasıdır.

100.000 Dolar ile başlayan ve 5.000.000 Dolara varan kredilenme şartları çerçevesinde kullanılacak kredi miktarları işin hacmine göre değerlendirilecektir.

 – Türkmen Meclisi bünyesinde, yapılacak projeler ile ilgili fizibilite çalışmaları, proje hizmetleri ve tesis teklifleri hizmetlerini verebilecek bir birim oluşturulması gerekir.

– Projelerin kullandırılmasında ipotek sistemi uygulanacak.

– Yapılacak projelerden bazı örnekler:

Gıda Sanayi: Su arıtma ve dolum tesisleri, ekmek ve pasta fabrikaları, peynir, süt ve yoğurt mandıraları,  entegre et fabrikaları.

Hizmet Projeleri:  Özel okul, kreş ve yurtlar, internet ve bilgisayar servisleri, özel hastaneler, restoran ve lokantalar.

 Tarım ve Hayvancılık:  Fidanlık, seracılık ve çiçekçilik, meyve ve sebze üreticiliği, besicilik, tavuk ve yumurta çiftlikleri, kültür balıkçılığı.

Endüstri Alanında: Tıbbi malzemeler üretimi, enerji santralleri, oto sanayi ve tamirhaneleri, inşaat malzemeleri üretimi,

İnşaat Alanında: Toplu konutlar, hastane binaları ve işletmesi, alışveriş Merkezleri, otel ve apart oteller.

Bu projeler yapılış ve çalıştırma aşamalarında, 10.000 kişiye istihdam alanı yaratacaklardır. Buna ilaveten, tecrübe ve sermaye birikimi yeni yatırımlara yönelerek diğer ülkelerin sanayi ve yatırım gücünü de bölgeye çekmeye özendirecektir. Türkmen sermayesinin gücü ile bölge, Irak’ın ekonomik lokomotifi haline gelecektir. Ve sonuçta arzulanan sermaye birikimi ve nitelikli toplum özlemine erişmiş olacağız.

Sonuç itibariyle Türkmenler ana hedef ve stratejileri üzerinde konsensus ya da diğer bir ifadeyle söylem birliği sağlamalıdır ve bu daUlusal Türkmen Kurultayı yapılması ile mümkün olabilir.

[1] Cüneyt Mengü, “Irak’ta Türkmenlerin Yol Haritası Üzerine Öneriler”,

http://www.turkmenelim.com/turkmenelim/index.php?option=com_content&view=article&id=2243:irakta-tuerkmenlern-yol-hartasi-uezerne-oenerler-&catid=13:makaleler&Itemid=51, Yayın Tarihi: 16.03.2012.

http://www.bizturkmeniz.com

[2] http://www.msnbc.msn.com, Erişim Tarihi: 14 Nisan 2006.

 http://www.salim.mesopot.com, Erişim Tarihi: 15 Ocak 2010.

[3] Cüneyt Mengü, “ Irak Oyunu İyi Okunamadı.”,  http://www.türkmeneli.com, Erişim Tarihi: 20 Ocak 2011.

[4] Meclis tüzüğünün nihai şekli ile ilgili olarak ITC Milletvekili Hasan Özmen, İnsan Hakları Derneği Başkanı Şhet Jerjis, Adalet Partisi Başkanı Enver Bayraktar ve Türkmeneli Partisi  Riyaz Başkanı Sarıkahya isimli arkadaşlar  tarafından proje halinde hazırlanan tasarılar  da dikkate alınmalıdır.

[5] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul, 2009, s.95.

[6] Bu çalışma Irak Parlamentosunun 28.07.2012 tarihinde almış olduğu tarihi karardan önce 16.03.2012 tarihinde yayınlanmıştır. Ayrıca bu tarihi kararın uygulanabilmesi ve yürütme mekanizmasının çalıştırılabilmesi ancak destekleyici yasaların çıkarılmasıyla mümkün olabilir.

[7] Avukat Habib Hürmüzlü ve Prof. Dr. Ekrem Pamukçu,  Irak’ta Türkmen Boy ve Oymakları, Global Strateji Enstitüsü, TIKV Ankara, 2003, s. 18.

[8] Jean Paul Roux, a.g.e, s. 39.

[9] Roux, a.g.e, s. 25.

[10] Ali Wardi, A Study in Society of Iraq, Bağdat, 1998, s. 94.

[11] Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Doç. Dr. Sait Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, Osmanlı Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1999, s. 137.

[12] Prof. Dr. Suphi Saatçi, Irak’ta Türkmen Kabile ve Aşiretleri, Kerkük Vakfı Fuzuli Yayınevi, İstanbul,   2010, s. 9. ve Erşad Hürmüzlü, Irakta Türkmen Gerçeği, Kerkük Vakfı Yayınları, No:16, İstanbul, 2006, s. 141.

[13] Hanna Batatu, The Old Social Classes and Revolutionary Movements of Iraq, Beyrut, 1990, s. 110.

[14] Feyzullah Sarıkahya ve İbrahim Avcı, “ Irak’ta Yaşayan Türkmen Aşiretleri Gerçeği ”, http://www.turkmentribune.com, Erişim Tarihi: 10.03.2012.

[15] Acar Okan, Irak Türkmen Gençliğine Mektuplar, Kerkük Vakfı Yayınları, Yayın: 13, İstanbul, 2005, s. 71.

[16] Türkmenlerin geleceği ile ilgili olarak şu ana kadar temin edebildiğim önerilerden biri ağabeyimiz Sn. Nefi Demirci’ye bir diğeri Sn. Hasan Özmen‘e, ve Sn. Celil Bayraktar’a ait bu çalışmaların ve varsa diğer çalışmaların dikkate alınmasının gerekli olduğunu vurgulamak isterim.

[17] Samer Abdüllatif ve Yasin El Zübeydi, “İthaflı Bölgeler Sorunu”, Kerbela Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2. sene, 1. sayi, 2010.

[18] Erşad Hürmüzlü, a.g.e, s. 95.

[19] Bu kurulda Türkmenleri Dr. Muzaffer Arslan temsil etmiştir.

[20] Arapça yayınlanan bu yazı 500’den fazla katılımcıya dağıtılmış ve bizzat Bahattin Türkmen ve Yaşar İmamoğlu tarafından Francis Ricciardone’ye sunulmuştur.

[21] Türkmenleri temsilen bu görevi emekli kurmay albay Aziz Kadir üstlenmiştir.

[22] Bu konseyde Türkmenleri Sanan Ağa, Cüneyt Mengü, Abbas Beyati ve Feryat Tuzlu temsil etmişlerdir.

[23] The Guardian, “The Kurdish Strategy for Iraq: divide and exploit”, http://www/guardian.co.uk/commentisfree/2011/oct/ 14/kurdish strategy-iraq-kurdistan?ITCMP=SRCH, Erişim Tarihi: 10.03.2012.

Check Also

TürkmenTürkün özüdür!Fevzi Türker

Lübnanın başkenti Beyrut Limanında 4 ağustosta meydana gelen korkunç patlamadan sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir